Makaleler

Spor genç yaş gruplarında sorumluluk duygusunun yanı sıra, öfkeyi kontrol edebilme, saldırganlığı frenlemede sporun göz ardı edilemeyecek etkisi olduğunu, ayrıca dikkat dağınıklığının önüne geçtim esine destek olur.  Spor yapan çocuklar, enerjilerini sporla boşalttıkları için dersin başına oturduklarında daha verimli çalışır ve boşa vakit geçirmezler. Yaşıtlarına göre daha az hastalıklara yakalanır ayrıca, daha çabuk iyileşir. Takım ruhuna sahip oldukları için de yalnızlık hissetmez ve kendilerini dinleyecek bol zamanları kalır. Gençlik döneminde de bu çağın dinamizmini sporla değerlendirdikleri için alkol ve sigaradan uzak kalırlar. Gençliğin aşırı heyecanını spora aktarmak, olaylara yaklaşımlarda daha serinkanlı olmayı sağlar. Aynı zamanda gençler için çok gerekli olan kendine güven duygusu ve ifade yeteneği artar. Yediklerine, içtiklerine ve uykularına dikkat ettikleri için de iyi beslenir.

Yaşanmadan, tüketilmeden kaybolmaz, ölüm sonrasında tutulan yas gibidir. Ayrılık acısını geçirmenin tek bir yolu vardır, zaman!

Ayrılıkların ardından oluşan genel düşünce şudur: “Bir daha asla!” … Kimseyi böyle sevemeyeceğimizi, onun yerini başkasının dolduramayacağını ya da tam tersi bir etki olarak, aşkın olmadığını, sevgilerin sahte olduğunu, hepsinin bir yalan olduğunu düşünürüz. Başka bir erkeğin bize dokunması aklımızın ucundan bile geçmez. Bu tarz düşüncelere o kadar inanırız ki, kim ne derse desin kar etmez.

Bu anlattığım genel olarak bir ilişkinin ardından ortaya çıkan düşüncelerdir. “Aman, biri giderse öteki gelir” gibi söylemler ise, dışardan bakan göze şunu anlatır: Ya ortada gerçek anlamda bir aşk yoktur; ya da kişi acısı ile baş etmenin yolunu inkarla bulmuştur.

İlişkinin bitmesiyle beraber insanlar çeşitli ruh hallerine bürünürler. Bunların başında depresyon gelir. Yalnız kalmak ihtiyacı, hayattan zevk almamak, umutsuzluk, pesimistlik, etrafındakilere tahammül edememe, uyumak isteği, karanlık odalar, normal yemek düzenin değişimi gibi bir çok etki görülür. Bu durumda kalan ister siz olun, ister bir yakınınız; biraz böyle yaşamasına müsaade edilmelidir. Ancak süre çok önemli, inzivaya çekilerek geçebilecek süre en fazla 1 haftadır. Eğer bu zaman aşılmışsa, duruma müdahale etmelisiniz. Bu ilk seviye en ağır olanıdır ve en çok can acıtanı…

İlk haftadan sonra öz disiplininizi devreye sokun ve istemeseniz de biraz gün ışığına çıkın. İkinci seviyenin olmazsa olmazı dostlardır. Özellikle arkadaş değil dost diye yazdım, çünkü bu sürece tahammül karşı taraf için zordur ve buna ancak dostlar dayanır. Bu seviyede, etrafındakiler beyaz bayrak sallayana kadar konuşacaksın. İlişkini, aşkını, yaşadıklarınızı, kızgınlığını, bilmem kaçıncı defa anlatıp, rahatlamak gerekir. Bu da tüketmenin bir yoludur. Ayrıca bu seviyede resimlere bakıp ağlamak, sessiz telefonlar açıp sesini duyup kapatmak, ortak tanıdıklardan onunla ilgili bilgiler almaya çalışmak, aşk filmleri seyrederek böğüre böğüre ağlamak mübahtır.

Üçüncü seviyeye gelen bir ayrılık mağduru, artık sosyal hayatın biraz farkına varmaya başlar. Karşısındaki konuşurken çoğu zaman gerçekten dinler, arada bir yine akıl sevgiliye kayar ama bu çok önemli değildir. Üzüntü, yerini özlem, kızgınlık ve sevgi arası karmaşık bir duyguya bırakır. Bu seviyede en sık rastlanılan durum, hesaplaşmadır. Kişi, ilişkisini, sevgilisini, anılarını, geçen zamanı, emeklerini tekrar düşünür ve bir muhasebe durumu oluşur.

İşte bu, tehlikeli sürecin başladığı andır. Yüzleşme sürecindeki kişi birkaç çözüm bulur. İlk akla gelen ise, intikamdır. Bu dönemde yapılmaması gereken hareketler arasında, intikam için başka biriyle yatmak, onun arkadaşlarından birisini gözüne kestirmek gibi davranışlar gelir. Bunları yapmak o an içinde muhteşem ve işe yarar bir buluş gibi görünse de, (emin olun sizden önce çok kişi denedi..) daha sonraları derin izler bırakan pişmanlıklara dönüşme ihtimali çok yüksektir. Ayrıca alışverişe çıkmak, hayata yön verecek önemli kararlar almak, bağımlılığa sebep olacak nesnelere sığınmak gibi davranışların da üstüne kırmızı ve büyük bir çarpı koyuyorum.

Bunların dışında, çok karşılaşılan ve eski sevgiliyi etkileyeceği düşünülen birkaç hamleyi de açıklamam gerekiyor. Mesela, gideceğine emin olduğunuz mekanlara başka bir erkekle giderek, çok eğleniyormuş gibi tüm gece şuh kahkahalar atmak; bir arkadaşınız vasıtasıyla asparagas haberler yaymak (çok hasta, kanser oldu, evleniyor vb..), karşılaştığınızda normalde davranmayacağınız gibi davranmak; bunlar eski sevgiliye karşı sizi sadece komik duruma düşürür. Daha da önemlisi, “iyi ki ayrılmışım, baksana neler yapıyor” şeklinde bir cümle kurmasına sebep olur.

İlk üç seviyeyi başarı ile atlatan kişi, bundan sonra kendini yavaş yavaş toparlayacaktır. Ne kadar zamanda unutulacağı, ilişkinin uzunluğuna, yoğunluğuna, paylaşımlara ve en önemlisi gidenin yerini dolduracak, hatta onu aşacak niteliklere sahip birinin karşımıza çıkmasına bağlı olarak değişecektir.

Anlattıklarım genel olarak karşılaşılan davranış biçimleridir. Bunun dışına çıkabilecek milyonlarca örnek bulunabilir fakat ne olursa olsun, yazının başında söylediğim herkes için geçerliliğini koruyacaktır. Ayrılık acısını geçirecek tek şey vardır: Zaman!

Kadının içindeki güç, en zor şartlarda bile yaşam mücadelesi verebilecek kadar büyüktür. Hatta doğadaki en sağlam, dayanıklı ve güçlü varlık kadındır.

İçinde var olan o savaşçı ruha rağmen, kadın sadece sevdiği adamın yanında, köşeye çekilebilir, pasifleşir, ihtiyaçlarını ve duygularını ikinci sıraya itebilir. Duyduğu saygı yüzünden, erkeğinden daha güçsüz durur. Bir kadının ruhundaki fırtına, isterse dünyayı yerinden oynatabilir.

Kadın çoğu zaman erkeklerden fiziksel olarak zayıftır. Bilek güreşi yapılsa, erkek birkaç saniye içinde kadını devirebilir. Ancak, yaşamın her noktasında, bir kadın isterse, erkeği ezmesi an meselesidir.

Erkekleri çoğu zaman şaşkına çeviren bir durum vardır. Evliyken veya birlikteyken, ampul değiştirmek konusunda çaresiz duran ve eşinden yardım isteyen bir kadın, üç çocuğuyla hayatta tek başına kaldığında, mucize bir yaşam hikayesi çıkarabilir. Erkekleri biraz sersemleten ve anlayamadıkları şey budur. Adam, kısa bir süre önce, pasif, vasıfsız, sıradan ve kendisi olmadan yaşayamayacağını düşündüğü bir kadını; ayrıldıktan sonra perişan, yerlerde sürünen, burnu sürtülmüş, barışmak için ayaklarına kapanarak af diler halde bulacağını düşünür. Ancak öyle olmaz. Bu, erkeğin dehşete düşerek, kendiyle yüzleştiği önemli anlardan birisidir. Peki, kadının içindeki bu büyük sır nedir?

Gelin, birlikte hayatın içinden, çok sıradan durumları hayal edelim. Bakalım, kadınlar aslında ne yapar, ne söylerler? İlk örneğimizde, kadın mutfakta yemek pişirmektedir. Erkek sofra hazırlanırken televizyona bakıyordur. Elinde, kapağı sıkışmış bir salça kavanozu ile gelir kadın ve “hayatım, şunu açar mısın?” der. Adam, büyük bir güven ve gurur duygusu içine girer, ancak bunu belli etmez. Biraz zorlanarak ve tüm gücünü kullanarak kavanozu açar. Açılmaması halinde, erkek kendini çok berbat hisseder ve bir sürü bahane bulur. “Bir bez getirsene, ellerim kayıyor.” “Nasıl da sıkışmış bu meret” “Ellerin yağlı tutmuşsun kavanozu, benim de elime bulaştı, kayıyor, ondan açılmıyor” Bunlar çok önemli değil, çoğu zaman açılır. Peki, sizce kadın, o kavanozu açmanın en az üç yöntemini bilmiyor mudur? Kavanozun kapağını sıcak suya tutmak, dibine birkaç kere sertçe vurmak, bir bıçağı kenarına sokarak içine hava girmesini sağlamak gibi yolları mutlaka biliyordur. Ancak, bunu eşine yaptırmak, bilinçaltına şu mesajı yollamak içindir: “Sana ihtiyacım var!”

Başka bir örnek verelim. “Hayatım, gardırobun üstünden şu bavulu indirebilir misin?” veya “Sevgilim, şu üst raftaki servis tabağına uzanabilir misin?” cümleleri, size de tanıdık geldi mi? Sizce kadın, sandalyeye çıkıp istediği şeyi almaktan aciz midir? Elbette hayır! Bu durumun alt göndermesi nedir? “Sen olmasan ne yapardım?”

Tüm çetin şartlarda çözüm bulan kadınlar, eften püften şeylere takılıp kalır mı? Yoklukta, iki tahta parçasını bağlayıp dolap yapan; evdeki tek malzemeden üç çeşit yemek çıkaran, eşinin getirdiği azıcık para ile tüm ailesinin ihtiyaçlarını karşılayıp, üstüne üstlük daha kötü günler için para biriktiren kadın; kavanoz kapağını mı açamaz?

Kadın, dünya üzerindeki en özel varlıktır. Yapabildiklerini göstermemesi, bir adım geride durması, erkeğine duyduğu sevgi ve saygıdandır. “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” cümlesi, kadın-erkek ilişkisi için söylenmiş, üstünde biraz düşünülmesi gereken önemli laflardan biridir.

Beylerin anlaması gereken şey şudur: Biz, dünyayı yerinden oynatabilecek güce, sizin yaptığınız her işi yapabilecek kapasiteye, direnilmesi gereken her noktada savaşacak ve ayakta kalacak iç disipline, acil durumlarda çözüm getirebilecek beyne sahibiz. Yaparsak, çok daha iyisini de yaparız. Yapmamamız sevgimizden, sizi var etme, hevesinizi kırmama isteğimizdendir. Bunu bilmeli ve yaşam oyunundaki yerinizi doğru korumalısınız. Yoksa kadın isterse….